Ç/N: Aslında tek röportaj çevirecektim fakat diğer röportajlardaki cevaplar da ilgimi çekince onları da eklemek istedim ve ortaya üç röportajın karışımı bir metin ortaya çıktı. Üç röportajda da benzer sorular vardı, aynı şeyleri tekrarlayıp sıkıcı olmamak adına elimden geldiğince tekrardan kaçınmaya çalıştım, cevapları birleştirdiğim oldu. Yine de bazı kısımlarda tekrardan tamamen kaçınmak mümkün olmadı. Sorular ve cevaplar tekrar ediyor gibi görünebilir, bu tekrarın sebebi bir önceki sorudan veya cevaptan farklı bir şey olduğunu görüp bu bilgiyi de eklemek istememdir. Keyifli okumalar dilerim.
İlk kez birlikte rol aldınız. Cast
haberlerini duyduğunuzda neler düşündünüz?
LSK: İlk seçilen oyuncu bendim, sonradan IU’nun Ji An
karakteri için seçildiğini duyduğum zaman mükemmel bir seçim olduğunu düşünüp
memnun olmuştum. Etrafımda bu duruma benden daha çok sevinen insanlar vardı
(gülüyor). Şarkıcı IU’nun da hayranıyım ama bu projenin IU’nun bir oyuncu
olarak en az şarkıcı IU kadar sevilmesini sağlayacağını düşünmüştüm.
IU: Sunbae’nin dizide rol alacağına çok daha önceden
karar vermişlerdi, bu yüzden senaryo bana ulaştığı zaman aklımda o vardı ve
okurken de onu hayal ettim. Okurken sesini bile duymaya başladığım zaman ise bu
rol için biçilmiş kaftan olduğunu düşündüm. Bana kıyasla çok daha fazla deneyimi
olan bir Sunbae olduğu için sette yanında sönük kalırım diye düşündüm ama ilk
tanışmamızdan itibaren çok iyi anlaştık ve hiçbir sıkıntı çıkmadı.
Lee Sun Kyun’un uzun süredir Kim
PD’nin hayranı olduğunu duyduk.
LSK: Dizileri nasıl çektiğini çok merak ediyordum ve
Sung Min Hyung (Misaeng’de Oh Sang Shik karakterini canlandıran Lee Sung Min)
ile yakın olduğum için Misaeng setine bakmaya bile gitmiştim. O günden beri Kim
PD ile çalışmak istiyordum.
Senaryoyu okuduğunuz zaman
düşünceleriniz ne oldu?
LSK: Senaryo mükemmeldi, Kim PD’nin büyük hayranıyım
ve ondan bir teklif almak beni çok heyecanlandırmıştı, onur duydum.
IU: Başlangıçta Ji An ve Dong Hoon arasında sıcaklık
farkı olduğunu düşünmüştüm fakat bir yandan da bir şekilde birbirlerine
benzediklerini hissediyordum ki bu da senaryonun ne kadar mükemmel olduğunu
fark etmemi sağladı.
Sette birbirinize dair
izlenimleriniz neler oldu?
IU: Sunbae’nin Dong Hoon’a hem benzeyen hem de
benzemeyen yönleri var. Bu nedenle rolüne her zaman için objektif bir açıdan yaklaşmaya
çalıştı ve “Neden böyle yaptı? Ben olsaydım şöyle yapardım.” gibi sorular
sorarak karakteri anlamak için çabaladı.
LSK: (kısık sesle) Aslına bakarsanız ilk başta
karakterimi tam olarak anlayamadım (kahkaha atıyor). Yönetmen senaryoda ne
yazıyorsa onu oynamamı söyledi fakat bunu yapmaya çalışmak son derece sinir
bozucuydu. Gerek yüzümle bir şeyler ifade ederken gerekse bir şeyler söylerken
olsun hiçbir şey yapmamam gerekiyordu ve bu durum kafamı karıştırdı.
Peki, siz IU hakkında ne düşündünüz?
LSK: 8. bölüme kadar tüm ofis sahnelerini çekerek
başladık ama Ji An gibi sen de genel olarak içine kapanıktın değil mi?
IU: Etrafımdaki pek çok insan diziden sonra “Sen her
zaman Ji An gibiydin” dese de birçok kişi de Ji An’ın bana benzemediğini
söyledi. Bu yüzden Kim PD rol için beni aradığı zaman “Duygusal açıdan zor bir
iş, biraz vakte ihtiyacım var,” dedim. Ji An 21 yaşında, ben Red Shoes’u söylerken o yaştaydım; daha
çocuk sayılır. O kadar sert ve içe kapanık bir şekilde yaşamanın onun için ne
kadar zor olduğu düşündüğünüz zaman içiniz sızlıyor. Setteki en genç kişi
bendim ve ilk başta diğer Sunbae’lere karşı neşeli görünmem gerekir diye
düşündüm fakat böyle davranmak da oynadığım role ters düşüyordu. En sonunda
“Beni yanlış anlayabilirler ama ne yapayım, her şey bitince düzgün bir açıklama
yaparım,” diye düşündüm ve sette olabildiğim kadar Ji An olmaya karar verdim.
Birbirinizin setteki davranışlarını
nasıl tanımlardınız?
LSK: IU sette Lee Ji An olarak yaşadı.
IU: Sunbae hep birileriyle gülüyordu.
LSK: Ji An çok ağır ve kasvetli bir karakter. IU
karakteri kimseyle doğru düzgün konuşup etkileşime girmediği için masasında
otururken yapayalnız bir insan izlenimi veriyordu (gülüyor). Fakat biz çekim
yaptıkça IU da neşelendi. En başından beri metot oyunculuğu yaptı ve tam olarak
karakterine bürünmek için çok çaba sarf etti.
IU: Sunbae tam olarak Dong Hoon gibiydi.
LSK: Sürekli gürültü yapıp durdum (gülüyor). IU da hep
tek başınaydı o esnada (gülüyor).
IU: Ofis sahnelerini çekerken tam bir bölüm başkanı
gibi davrandı. Onun altında çalışan personelin ağzından çıkan her şeyi harfiyen
uygulaması inanılmazdı. Ji An olaylara uzaktı ve televizyon izliyormuşçasına
Sunbae’ye has o gülüşü duymak inanılmazdı cidden (gülüyor). Sürekli Sunbae’nin
kahkaha sesleri kulağıma çalınıyordu.
Dizinin adından yola çıkacak olursak
birbirinizi nasıl tanımlardınız?
LSK: IU benim Lee Ji An’ım.
IU: Sunbae benim en iyi partnerim.
LSK: IU’yu Lee Ji An’dan ayrı olarak düşünemiyorum.
Sette hep Ji An gibi davrandığı için minnettarım, gerçek Lee Ji An, IU.
IU: Bunu gerçekten bu röportajda söylemek istiyordum.
Senaryoyu okurken zor olacağını düşündüğüm sahneler yanımda Sunbae olunca doğal
bir şekilde aktı gitti. 15. bölümdeki konteynır sahnesinde çok ağlamıştım,
çekim bittikten sonra Sunbae’ye ne kadar minnettar olduğumu ilettim ve o da
karşılık olarak bana teşekkür etti. O an tıpkı Sunbae’nin dediği gibi
“oyunculuğa devam etmeniz gereken inanılmaz bir an”dı diye düşündüm ve
Sunbae’nin o anki tepkileri bana gerçekten o dünyanın içindeymişim gibi
hissettirdi. O sahne asla unutmayacağım şeylerden biri.
LSK: Bu ekiple ilgili en güzel şeylerden biri de hiç
kimsenin kendi çıkarlarını düşünmemesiydi. Hepimiz diğer karakterleri de
düşünerek oynadık ve bu şekilde rahatsız edici olan sahneler bile sorunsuz bir
şekilde çekildi, epey tatmin edici bir durumdu.
Çekim yaparken setteki durum
nasıldı?
IU: Hoogye-dong’da ahjussilerle çektiğim sahneleri
asla unutmayacağım. O sahnelerin neredeyse %90’ı doğaçlamaydı. Diyalogların
temposu harikaydı ve sanki gerçekten bir grup ahjussi bir araya gelmiş ve
eğleniyormuş gibiydi. Kameralar durduğunda bile herkes aynı tempo ve tonda
konuşmaya devam ediyordu ve ortada gülünecek bir şey olmasa bile ben gülmeye
başlıyordum. Gülmemek için çok çabaladım (gülüyor).
Tesadüftür ki durmaksızın Ji An’a
zorbalık eden tefeci rolündeki Jang Ki Yong ile daha önce birlikte çalıştınız.
IU: Birlikte iki müzik videosu çektik, Red Shoes ve Meet You on Friday. O dönemde yeni modelleri ve oyuncuları
araştırıp öne çıkan bir yüzü olduğunu düşünerek yönetmene Jang Ki Yong’u
önermiştim fakat sonrasında bir iletişimimiz olmadı. Bu dizide birlikte rol
alacağımızı duyduğum zaman “Kader gerçekten çok ilginç bir şey” diye düşündüm. Müzik
videosunda birbirlerine olan aşklarının büyüklüğü altında ezilen iki aşığı
oynamıştık, burada ise birbirinden ölümüne nefret eden iki karakteri
canlandırdık. Önceki iş sırasında birbirimizle neşeli bir şekilde
konuşabiliyorduk ama bu sefer doğru düzgün konuşmadık bile. Ji An’ın Kwang Il’den dayak yediği birçok sahne vardı, bu
sahnelerin tamamında Ki Yong-ssi benim zarar görmemem ve rahat olmam için
elinden gelenin en iyisini yaptı.
Karakterinize bürünürken nelere
dikkat ettiniz?
IU: Ji An’ın dış görünüşüne çok dikkat ettik.
Diyetten gözlerimin etrafındaki siyah halkalara kadar… Dudağımdaki çatlaklar
makyaj ekibim tarafından önerilmişti. Dış görünüşüm için detaylı ve özenli bir
şekilde uğraşılması güzel görünmeye dair tüm düşünceleri kafamdan atmamı
sağladı. Aynı durum kıyafetlerim, ses tonum ve birine gözlerimi dikip bakmam
için de geçerliydi. Ji An’ın karakteri benden çok farklı, bu yüzden işe ilk
olarak dış görünüşümden başladık.
LSK: Dong Hoon ve benim aramda epey fark var ve
dizinin başında sinirlerimin bozulduğu birçok durum oldu. Kardeşlerimleyken
veya işte iş arkadaşlarımlayken biraz daha duygularımı belli etsem nasıl olur
diye düşündüm ama Kim PD kendimi daha da fazla tutmam gerektiğini söyledi. 5.
bölüme kadar pek çok kez tartıştık. Benden senaryodaki “…” kısmını nasıl
yorumlayacağıma dair düşünmemi bile istemişti. Bu diziden önce doğaçlama
yaptığım veya repliklerimi değiştirdiğim zamanlar olurdu ama burada cümle
sonundaki noktaya varana kadar senaryoya bağlı kaldım.
Karakterlerinizin çekici yönleri
nelerdi sizce?
LSK: Ji An daha önce Kore dizilerinde hiç görülmemiş
bir karakter (gülüyor). Küçük, terk edilmiş bir sokak kedisi hissi veriyor.
Kasvetli, gizlediği yaraları olan ve son derece içe kapanık birisi ama bu sokak
kedisi yavaş yavaş yerini bulmaya başlıyor ve bence onun çekici yönü de bu.
IU: Hiçbir zaman için “Bu adama saygı duymam
gerekiyor, ondan hoşlanmalıyım, onun insanlığını çekici bulmalıyım” diye
çabalamama gerek kalmadı. Senaryoyu takip edip Sunbae ile oynarken doğal bir
şekilde Dong Hoon’u sevmeye başladım. Bir keresinde Sunbae bana “Dong Hoon’un
tam olarak nesini seviyorsun?” diye sormuştu (gülüyor).
LSK: Bir türlü anlayamadım ki (gülüyor). Neden sevdin
beni? (kahkaha atıyor).
IU: Sevdim işte (gülüyor). Senaryoyu takip ederken
onu sevmemem kesinlikle hiçbir sebep yokmuş gibi hissettim. Son derece
merhametli ve sıcak bir insan. Mükemmel değil, kusurları var, yalnız kalıp acı
çekecek duruma gelinceye kadar insanlara katlanıyor ve hiçbir çarpıtma olmadan
insanların aslında kim olduklarını görebiliyor. Bunu çok çekici bulmuştum.
İkinizin birlikte metroda olduğu
sahneler akılda kalıcıydı. Bu sahneleri çekerken neler hissettiniz?
LSK: Metro sahnelerini çekerken iki saatlik bir süreyle
sınırlandırılmıştık.
IU: Zamana karşı yarışıyorduk gerçekten.
LSK: Hata yaptığımız zaman bir sonraki istasyonda inip
diğer yöne giden metroya biniyor ve her şeyi baştan yapmak durumunda
kalıyorduk. Ayrıca birbirimizin seslerini duymak da çok güçtü, metroda çekilen
sahnelerin tamamına dublaj yaptık.
IU: Kim PD normalde konuştuğum tondan çok daha yorgun
ve neşesiz bir tonla konuşmamı istedi. “Setteyken daha yüksek sesle konuşman
gerektiğine dair bir baskı hissedeceksin muhtemelen, bunu görmezden gel,” dedi.
LSK: Çünkü birçok kez ne dediğini tam olarak
duyamadığım için “Daha yüksek sesle konuşabilir misin,” diye senden rica
etmiştim (gülüyor).
Dizinin eşsiz yönleri nelerdi?
LSK: Neşeli veya mutlu bir hikâye değil, bunlardan
ziyade sıradan insanların hayatın ağırlığını taşıdığı ve bu insanların
yaralarının nasıl başka insanlar sayesinde hafifleyip iyileştiğine dair bir
hikâye. Son derece gerçekçi ve kendinizi bulabileceğiniz bir hikâye.
Bu dizide ünlü olan birçok sahne
vardı. Sizin favorileriniz hangileri?
LSK: 9. bölümden itibaren her şeyi çok sevdim. Fakat
bu dizide şöyle bir durum var: Ne zaman “En iyi sahne buydu,” desem bir başka
sahne gelip bu fikrimi değiştiriyordu. 13. ve 14. bölümler de harikaydı. Bitiş
partisinden sonra son bölümü tekrar izledim ve mükemmeldi. Hâlâ sarhoştum zaten
(ikisi de gülüyor). Bir de cenaze sahnesi konusunda epey endişelenmiştim.
IU: Ben de aynı durumdaydım. Çok uzun bir sahneydi.
LSK: Dong Hoon ve üç kardeşi cenaze evinin bahçesinde
futbol oynuyorlardı, ilk başta aklıma şu düşünce geldi: Biraz abartmıyor muyuz?
Fakat Kim PD bir sorun olmadığını söyledi. Bölümü izlediğim zaman o sahnenin
senaryodaki hâlinden çok daha iyi olduğunu gördüm. O kadar iyiydi ki bu sahneyi
izlemek neden beni ağlatıyor diye sordum kendime.
IU: Çekim bittikten sonra anneme “Cenazeden
geliyorum,” demiştim. 24 saat boyunca çekim yaptık, değil mi?
LSK: Kim PD çekimi küçük küçük parçalara bölmedi, bu
yüzden bir şeyi tekrar çekmemiz gerektiği zaman en baştan almamız gerekti.
IU: Sette de gerçek bir cenaze havası vardı. Çekim
aralarında bile herkesin yüzünde sersemlemiş bir ifadeyle bekledi. Özellikle
morgdaki sahneyi çekerken Kim PD’nin gerçekten acımasız biri olduğunu düşündüm
(alaycı bir şekilde gülümsüyor). Ji An büyükannesine işaret diliyle “Görüşürüz” diyor. Gerçekçi olması için
bunları yapmamız gerekiyor demek diye düşünmüştüm. Ölecekmişim gibi hissettim,
o sahnenin çekimi epey uzun sürmüştü.
LSK: Ama bu durum Kim PD’nin güçlü yönü değil mi
aslında? Böyle durumlarda gerçekten yönetmen olduğunu hissediyorsunuz.
Sizi etkileyen başka sahneler de var
mıydı?
IU: Dong Hoon’un son bölümün son sahnesindeki
gülümsemesi akılda kalıcıydı. Gülümsediği anda özellikle bir açı var,
Sunbae’nin gözlerinin kenarında çizgiler beliriyor (konuşurken LSK’nin yüzünü
işaret ediyor). Bu Ji An’a daha önce göstermediği bir şeydi. O sahneyi
çekerken, hatta şimdi düşünürken bile ağlayacak gibi oluyorum.
LSK: Dizide annemi oynayan Go Doo Shim gerçek
hayattaki anneme benziyor. Dong Hoon kendini pek dışa vurmayan bir karakter
olduğu için ağlamamam gerekiyordu ama fakat çok duygulandım. Üç kardeşin
babaları hakkında konuştuğu sahne beni beklemediğim bir şekilde derinden
etkilemişti, belki de yaşlandığım içindir. (Ç/N: Kaynak metnin çevirmeni
röportajın orijinalindeki cevabı eklemiş ve bu kısmı çevirirken çok
zorlandığını belirtmiş. LSK’un annesi 2011 yılında beklenmedik bir şekilde
vefat etmiş ve LSK’nin bu soruya olan cevabında cümlelerinden ne kadar
duygulandığının anlaşılabildiğini söylüyor. LSK başka bir röportajda ise
annesiyle çektiği sahne için “Tam olarak ifade edemiyorum ama senaryonun
ötesinde bir şey hissettim” diyor.)
Akılda kalıcı birçok repliğin olduğu
bir diziydi, sizin aklınızda en çok kalan replik neydi?
LSK: Benim en çok aklımda kalan replik “Önemli değil
(amu geotto aniyo)” oldu. Bu benim düşüncem ama en acı şeyler bile bir gün
geçiyor ve önemsiz hale geliyor, iyi bir şey olsa bile her şey normalmiş gibi
devam edip çok fazla coşmamak gerekiyor.
IU: Benim için ise Dong Hoon’ın Jeong Hee’ye “Aşk
neden bu kadar ucuz ve arsız?” diye sorduğu ve Jeong Hee’nin de “Bilmiyor
musun? Sen âşık olmadığın için öyle.” dediği kısım. Arka fonda sahneye uygun
olan A Million Roses şarkısı
çalıyordu. Aşk hakkında bol bol düşünmeme sebep olan ve beni derinden etkileyen
bir sahneydi.
Dizi mutluluğa dair bir mesaj
veriyor. Sizin için mutluluk ne demek?
LSK: Bu gerçekten önemsiz görünüyor ama bence mutluluk
günlük hayattaki sakinlikte saklı.
Bence işini yaparken başarılı ve memnun hissetmekle alakalı bir şey.
IU: Şu zamana kadar arkadaşlarınla şakalaşabilmek,
seni canlandıran bir ortamda hissettiğin o neşe veya kahkaha attığın zamanların
mutluluk olduğunu düşünmüştüm fakat bu durum yakın zamanda değişti. Bence
gerçek mutluluk, tıpkı karakterimin ismi gibi (rahatlığa erişmek), kahkaha
atmadığın zamanlarda bile mutlu olabilmek ve hissedilen o huzur ve sakinlik
demek.
Bu diziyi izlemek izleyiciler için
unutulmaz bir deneyimdi. Peki siz bu dizide oynayan kişiler olarak neler
hissettiniz?
LSK: Yapım ekibi o kadar harikaydı ki ömrüm boyunca
onları unutmayacağım. Bu hafta bir film çekmeye başlamam gerekiyor ama şu anda
öyle bağlanmış bir durumdayım ki “Önemli değil” diye telkin vererek kendimi bu
karakterden ve diziden ayrılmaya zorlamam gerekiyor.
IU: Dizi bittikten sonraki iki hafta boyunca çok
mutsuzdum, hatta o kadar mutsuzdum ki dizinin müziklerini bile dinleyemiyordum.
Fakat arayı biraz açmayı başardım ve artık diziyi izleyebiliyorum. Yakın
zamanda Japonya’ya tek başıma tatile gittim ve kendime şu şekilde cesaret
verdim: “Müziğim konusunda da elimden geleni yapmalıyım.” Bundan sonra biraz
daha kolaylaştı diziye olan bağlılığımı azaltmam.
Çeviri : honggyuls
Kaynak (1)






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder