15 Aralık 2018 Cumartesi

[Röportaj] My Mister Dizisi Sonrası IU ve Lee Sun Kyun Röportaj Derlemesi

Ç/N: Aslında tek röportaj çevirecektim fakat diğer röportajlardaki cevaplar da ilgimi çekince onları da eklemek istedim ve ortaya üç röportajın karışımı bir metin ortaya çıktı. Üç röportajda da benzer sorular vardı, aynı şeyleri tekrarlayıp sıkıcı olmamak adına elimden geldiğince tekrardan kaçınmaya çalıştım, cevapları birleştirdiğim oldu. Yine de bazı kısımlarda tekrardan tamamen kaçınmak mümkün olmadı. Sorular ve cevaplar tekrar ediyor gibi görünebilir, bu tekrarın sebebi bir önceki sorudan veya cevaptan farklı bir şey olduğunu görüp bu bilgiyi de eklemek istememdir. Keyifli okumalar dilerim.

İlk kez birlikte rol aldınız. Cast haberlerini duyduğunuzda neler düşündünüz?

LSK: İlk seçilen oyuncu bendim, sonradan IU’nun Ji An karakteri için seçildiğini duyduğum zaman mükemmel bir seçim olduğunu düşünüp memnun olmuştum. Etrafımda bu duruma benden daha çok sevinen insanlar vardı (gülüyor). Şarkıcı IU’nun da hayranıyım ama bu projenin IU’nun bir oyuncu olarak en az şarkıcı IU kadar sevilmesini sağlayacağını düşünmüştüm.

IU: Sunbae’nin dizide rol alacağına çok daha önceden karar vermişlerdi, bu yüzden senaryo bana ulaştığı zaman aklımda o vardı ve okurken de onu hayal ettim. Okurken sesini bile duymaya başladığım zaman ise bu rol için biçilmiş kaftan olduğunu düşündüm. Bana kıyasla çok daha fazla deneyimi olan bir Sunbae olduğu için sette yanında sönük kalırım diye düşündüm ama ilk tanışmamızdan itibaren çok iyi anlaştık ve hiçbir sıkıntı çıkmadı.

Lee Sun Kyun’un uzun süredir Kim PD’nin hayranı olduğunu duyduk.

LSK: Dizileri nasıl çektiğini çok merak ediyordum ve Sung Min Hyung (Misaeng’de Oh Sang Shik karakterini canlandıran Lee Sung Min) ile yakın olduğum için Misaeng setine bakmaya bile gitmiştim. O günden beri Kim PD ile çalışmak istiyordum.

Senaryoyu okuduğunuz zaman düşünceleriniz ne oldu?

LSK: Senaryo mükemmeldi, Kim PD’nin büyük hayranıyım ve ondan bir teklif almak beni çok heyecanlandırmıştı, onur duydum.

IU: Başlangıçta Ji An ve Dong Hoon arasında sıcaklık farkı olduğunu düşünmüştüm fakat bir yandan da bir şekilde birbirlerine benzediklerini hissediyordum ki bu da senaryonun ne kadar mükemmel olduğunu fark etmemi sağladı.

Sette birbirinize dair izlenimleriniz neler oldu?

IU: Sunbae’nin Dong Hoon’a hem benzeyen hem de benzemeyen yönleri var. Bu nedenle rolüne her zaman için objektif bir açıdan yaklaşmaya çalıştı ve “Neden böyle yaptı? Ben olsaydım şöyle yapardım.” gibi sorular sorarak karakteri anlamak için çabaladı.

LSK: (kısık sesle) Aslına bakarsanız ilk başta karakterimi tam olarak anlayamadım (kahkaha atıyor). Yönetmen senaryoda ne yazıyorsa onu oynamamı söyledi fakat bunu yapmaya çalışmak son derece sinir bozucuydu. Gerek yüzümle bir şeyler ifade ederken gerekse bir şeyler söylerken olsun hiçbir şey yapmamam gerekiyordu ve bu durum kafamı karıştırdı.

Peki, siz IU hakkında ne düşündünüz?

LSK: 8. bölüme kadar tüm ofis sahnelerini çekerek başladık ama Ji An gibi sen de genel olarak içine kapanıktın değil mi?

IU: Etrafımdaki pek çok insan diziden sonra “Sen her zaman Ji An gibiydin” dese de birçok kişi de Ji An’ın bana benzemediğini söyledi. Bu yüzden Kim PD rol için beni aradığı zaman “Duygusal açıdan zor bir iş, biraz vakte ihtiyacım var,” dedim. Ji An 21 yaşında, ben Red Shoes’u söylerken o yaştaydım; daha çocuk sayılır. O kadar sert ve içe kapanık bir şekilde yaşamanın onun için ne kadar zor olduğu düşündüğünüz zaman içiniz sızlıyor. Setteki en genç kişi bendim ve ilk başta diğer Sunbae’lere karşı neşeli görünmem gerekir diye düşündüm fakat böyle davranmak da oynadığım role ters düşüyordu. En sonunda “Beni yanlış anlayabilirler ama ne yapayım, her şey bitince düzgün bir açıklama yaparım,” diye düşündüm ve sette olabildiğim kadar Ji An olmaya karar verdim.

Birbirinizin setteki davranışlarını nasıl tanımlardınız?

LSK: IU sette Lee Ji An olarak yaşadı.

IU: Sunbae hep birileriyle gülüyordu.

LSK: Ji An çok ağır ve kasvetli bir karakter. IU karakteri kimseyle doğru düzgün konuşup etkileşime girmediği için masasında otururken yapayalnız bir insan izlenimi veriyordu (gülüyor). Fakat biz çekim yaptıkça IU da neşelendi. En başından beri metot oyunculuğu yaptı ve tam olarak karakterine bürünmek için çok çaba sarf etti.

IU: Sunbae tam olarak Dong Hoon gibiydi.

LSK: Sürekli gürültü yapıp durdum (gülüyor). IU da hep tek başınaydı o esnada (gülüyor).

IU: Ofis sahnelerini çekerken tam bir bölüm başkanı gibi davrandı. Onun altında çalışan personelin ağzından çıkan her şeyi harfiyen uygulaması inanılmazdı. Ji An olaylara uzaktı ve televizyon izliyormuşçasına Sunbae’ye has o gülüşü duymak inanılmazdı cidden (gülüyor). Sürekli Sunbae’nin kahkaha sesleri kulağıma çalınıyordu.

Dizinin adından yola çıkacak olursak birbirinizi nasıl tanımlardınız?

LSK: IU benim Lee Ji An’ım.

IU: Sunbae benim en iyi partnerim.

LSK: IU’yu Lee Ji An’dan ayrı olarak düşünemiyorum. Sette hep Ji An gibi davrandığı için minnettarım, gerçek Lee Ji An, IU.
IU: Bunu gerçekten bu röportajda söylemek istiyordum. Senaryoyu okurken zor olacağını düşündüğüm sahneler yanımda Sunbae olunca doğal bir şekilde aktı gitti. 15. bölümdeki konteynır sahnesinde çok ağlamıştım, çekim bittikten sonra Sunbae’ye ne kadar minnettar olduğumu ilettim ve o da karşılık olarak bana teşekkür etti. O an tıpkı Sunbae’nin dediği gibi “oyunculuğa devam etmeniz gereken inanılmaz bir an”dı diye düşündüm ve Sunbae’nin o anki tepkileri bana gerçekten o dünyanın içindeymişim gibi hissettirdi. O sahne asla unutmayacağım şeylerden biri.

LSK: Bu ekiple ilgili en güzel şeylerden biri de hiç kimsenin kendi çıkarlarını düşünmemesiydi. Hepimiz diğer karakterleri de düşünerek oynadık ve bu şekilde rahatsız edici olan sahneler bile sorunsuz bir şekilde çekildi, epey tatmin edici bir durumdu.

Çekim yaparken setteki durum nasıldı?
IU: Hoogye-dong’da ahjussilerle çektiğim sahneleri asla unutmayacağım. O sahnelerin neredeyse %90’ı doğaçlamaydı. Diyalogların temposu harikaydı ve sanki gerçekten bir grup ahjussi bir araya gelmiş ve eğleniyormuş gibiydi. Kameralar durduğunda bile herkes aynı tempo ve tonda konuşmaya devam ediyordu ve ortada gülünecek bir şey olmasa bile ben gülmeye başlıyordum. Gülmemek için çok çabaladım (gülüyor).
Tesadüftür ki durmaksızın Ji An’a zorbalık eden tefeci rolündeki Jang Ki Yong ile daha önce birlikte çalıştınız.

IU: Birlikte iki müzik videosu çektik, Red Shoes ve Meet You on Friday. O dönemde yeni modelleri ve oyuncuları araştırıp öne çıkan bir yüzü olduğunu düşünerek yönetmene Jang Ki Yong’u önermiştim fakat sonrasında bir iletişimimiz olmadı. Bu dizide birlikte rol alacağımızı duyduğum zaman “Kader gerçekten çok ilginç bir şey” diye düşündüm. Müzik videosunda birbirlerine olan aşklarının büyüklüğü altında ezilen iki aşığı oynamıştık, burada ise birbirinden ölümüne nefret eden iki karakteri canlandırdık. Önceki iş sırasında birbirimizle neşeli bir şekilde konuşabiliyorduk ama bu sefer doğru düzgün konuşmadık bile. Ji An’ın Kwang Il’den dayak yediği birçok sahne vardı, bu sahnelerin tamamında Ki Yong-ssi benim zarar görmemem ve rahat olmam için elinden gelenin en iyisini yaptı.

Karakterinize bürünürken nelere dikkat ettiniz?

IU: Ji An’ın dış görünüşüne çok dikkat ettik. Diyetten gözlerimin etrafındaki siyah halkalara kadar… Dudağımdaki çatlaklar makyaj ekibim tarafından önerilmişti. Dış görünüşüm için detaylı ve özenli bir şekilde uğraşılması güzel görünmeye dair tüm düşünceleri kafamdan atmamı sağladı. Aynı durum kıyafetlerim, ses tonum ve birine gözlerimi dikip bakmam için de geçerliydi. Ji An’ın karakteri benden çok farklı, bu yüzden işe ilk olarak dış görünüşümden başladık.

LSK: Dong Hoon ve benim aramda epey fark var ve dizinin başında sinirlerimin bozulduğu birçok durum oldu. Kardeşlerimleyken veya işte iş arkadaşlarımlayken biraz daha duygularımı belli etsem nasıl olur diye düşündüm ama Kim PD kendimi daha da fazla tutmam gerektiğini söyledi. 5. bölüme kadar pek çok kez tartıştık. Benden senaryodaki “…” kısmını nasıl yorumlayacağıma dair düşünmemi bile istemişti. Bu diziden önce doğaçlama yaptığım veya repliklerimi değiştirdiğim zamanlar olurdu ama burada cümle sonundaki noktaya varana kadar senaryoya bağlı kaldım.

Karakterlerinizin çekici yönleri nelerdi sizce?

LSK: Ji An daha önce Kore dizilerinde hiç görülmemiş bir karakter (gülüyor). Küçük, terk edilmiş bir sokak kedisi hissi veriyor. Kasvetli, gizlediği yaraları olan ve son derece içe kapanık birisi ama bu sokak kedisi yavaş yavaş yerini bulmaya başlıyor ve bence onun çekici yönü de bu.

IU: Hiçbir zaman için “Bu adama saygı duymam gerekiyor, ondan hoşlanmalıyım, onun insanlığını çekici bulmalıyım” diye çabalamama gerek kalmadı. Senaryoyu takip edip Sunbae ile oynarken doğal bir şekilde Dong Hoon’u sevmeye başladım. Bir keresinde Sunbae bana “Dong Hoon’un tam olarak nesini seviyorsun?” diye sormuştu (gülüyor).

LSK: Bir türlü anlayamadım ki (gülüyor). Neden sevdin beni? (kahkaha atıyor).

IU: Sevdim işte (gülüyor). Senaryoyu takip ederken onu sevmemem kesinlikle hiçbir sebep yokmuş gibi hissettim. Son derece merhametli ve sıcak bir insan. Mükemmel değil, kusurları var, yalnız kalıp acı çekecek duruma gelinceye kadar insanlara katlanıyor ve hiçbir çarpıtma olmadan insanların aslında kim olduklarını görebiliyor. Bunu çok çekici bulmuştum.

İkinizin birlikte metroda olduğu sahneler akılda kalıcıydı. Bu sahneleri çekerken neler hissettiniz?

LSK: Metro sahnelerini çekerken iki saatlik bir süreyle sınırlandırılmıştık.

IU: Zamana karşı yarışıyorduk gerçekten.

LSK: Hata yaptığımız zaman bir sonraki istasyonda inip diğer yöne giden metroya biniyor ve her şeyi baştan yapmak durumunda kalıyorduk. Ayrıca birbirimizin seslerini duymak da çok güçtü, metroda çekilen sahnelerin tamamına dublaj yaptık.

IU: Kim PD normalde konuştuğum tondan çok daha yorgun ve neşesiz bir tonla konuşmamı istedi. “Setteyken daha yüksek sesle konuşman gerektiğine dair bir baskı hissedeceksin muhtemelen, bunu görmezden gel,” dedi.

LSK: Çünkü birçok kez ne dediğini tam olarak duyamadığım için “Daha yüksek sesle konuşabilir misin,” diye senden rica etmiştim (gülüyor).

Dizinin eşsiz yönleri nelerdi?

LSK: Neşeli veya mutlu bir hikâye değil, bunlardan ziyade sıradan insanların hayatın ağırlığını taşıdığı ve bu insanların yaralarının nasıl başka insanlar sayesinde hafifleyip iyileştiğine dair bir hikâye. Son derece gerçekçi ve kendinizi bulabileceğiniz bir hikâye.

Bu dizide ünlü olan birçok sahne vardı. Sizin favorileriniz hangileri?

LSK: 9. bölümden itibaren her şeyi çok sevdim. Fakat bu dizide şöyle bir durum var: Ne zaman “En iyi sahne buydu,” desem bir başka sahne gelip bu fikrimi değiştiriyordu. 13. ve 14. bölümler de harikaydı. Bitiş partisinden sonra son bölümü tekrar izledim ve mükemmeldi. Hâlâ sarhoştum zaten (ikisi de gülüyor). Bir de cenaze sahnesi konusunda epey endişelenmiştim.

IU: Ben de aynı durumdaydım. Çok uzun bir sahneydi.

LSK: Dong Hoon ve üç kardeşi cenaze evinin bahçesinde futbol oynuyorlardı, ilk başta aklıma şu düşünce geldi: Biraz abartmıyor muyuz? Fakat Kim PD bir sorun olmadığını söyledi. Bölümü izlediğim zaman o sahnenin senaryodaki hâlinden çok daha iyi olduğunu gördüm. O kadar iyiydi ki bu sahneyi izlemek neden beni ağlatıyor diye sordum kendime.

IU: Ah, evet.
LSK: Cenaze töreni sahneleri gerçek bir cenaze gibiydi.

IU: Çekim bittikten sonra anneme “Cenazeden geliyorum,” demiştim. 24 saat boyunca çekim yaptık, değil mi?

LSK: Kim PD çekimi küçük küçük parçalara bölmedi, bu yüzden bir şeyi tekrar çekmemiz gerektiği zaman en baştan almamız gerekti.

IU: Sette de gerçek bir cenaze havası vardı. Çekim aralarında bile herkesin yüzünde sersemlemiş bir ifadeyle bekledi. Özellikle morgdaki sahneyi çekerken Kim PD’nin gerçekten acımasız biri olduğunu düşündüm (alaycı bir şekilde gülümsüyor). Ji An büyükannesine işaret diliyle “Görüşürüz” diyor. Gerçekçi olması için bunları yapmamız gerekiyor demek diye düşünmüştüm. Ölecekmişim gibi hissettim, o sahnenin çekimi epey uzun sürmüştü.

LSK: Ama bu durum Kim PD’nin güçlü yönü değil mi aslında? Böyle durumlarda gerçekten yönetmen olduğunu hissediyorsunuz.

Sizi etkileyen başka sahneler de var mıydı?
IU: Dong Hoon’un son bölümün son sahnesindeki gülümsemesi akılda kalıcıydı. Gülümsediği anda özellikle bir açı var, Sunbae’nin gözlerinin kenarında çizgiler beliriyor (konuşurken LSK’nin yüzünü işaret ediyor). Bu Ji An’a daha önce göstermediği bir şeydi. O sahneyi çekerken, hatta şimdi düşünürken bile ağlayacak gibi oluyorum.

LSK: Dizide annemi oynayan Go Doo Shim gerçek hayattaki anneme benziyor. Dong Hoon kendini pek dışa vurmayan bir karakter olduğu için ağlamamam gerekiyordu ama fakat çok duygulandım. Üç kardeşin babaları hakkında konuştuğu sahne beni beklemediğim bir şekilde derinden etkilemişti, belki de yaşlandığım içindir. (Ç/N: Kaynak metnin çevirmeni röportajın orijinalindeki cevabı eklemiş ve bu kısmı çevirirken çok zorlandığını belirtmiş. LSK’un annesi 2011 yılında beklenmedik bir şekilde vefat etmiş ve LSK’nin bu soruya olan cevabında cümlelerinden ne kadar duygulandığının anlaşılabildiğini söylüyor. LSK başka bir röportajda ise annesiyle çektiği sahne için “Tam olarak ifade edemiyorum ama senaryonun ötesinde bir şey hissettim” diyor.)

Akılda kalıcı birçok repliğin olduğu bir diziydi, sizin aklınızda en çok kalan replik neydi?

LSK: Benim en çok aklımda kalan replik “Önemli değil (amu geotto aniyo)” oldu. Bu benim düşüncem ama en acı şeyler bile bir gün geçiyor ve önemsiz hale geliyor, iyi bir şey olsa bile her şey normalmiş gibi devam edip çok fazla coşmamak gerekiyor.

IU: Benim için ise Dong Hoon’ın Jeong Hee’ye “Aşk neden bu kadar ucuz ve arsız?” diye sorduğu ve Jeong Hee’nin de “Bilmiyor musun? Sen âşık olmadığın için öyle.” dediği kısım. Arka fonda sahneye uygun olan A Million Roses şarkısı çalıyordu. Aşk hakkında bol bol düşünmeme sebep olan ve beni derinden etkileyen bir sahneydi.

Dizi mutluluğa dair bir mesaj veriyor. Sizin için mutluluk ne demek?

LSK: Bu gerçekten önemsiz görünüyor ama bence mutluluk günlük hayattaki sakinlikte saklı. Bence işini yaparken başarılı ve memnun hissetmekle alakalı bir şey.

IU: Şu zamana kadar arkadaşlarınla şakalaşabilmek, seni canlandıran bir ortamda hissettiğin o neşe veya kahkaha attığın zamanların mutluluk olduğunu düşünmüştüm fakat bu durum yakın zamanda değişti. Bence gerçek mutluluk, tıpkı karakterimin ismi gibi (rahatlığa erişmek), kahkaha atmadığın zamanlarda bile mutlu olabilmek ve hissedilen o huzur ve sakinlik demek.

Bu diziyi izlemek izleyiciler için unutulmaz bir deneyimdi. Peki siz bu dizide oynayan kişiler olarak neler hissettiniz?

LSK: Yapım ekibi o kadar harikaydı ki ömrüm boyunca onları unutmayacağım. Bu hafta bir film çekmeye başlamam gerekiyor ama şu anda öyle bağlanmış bir durumdayım ki “Önemli değil” diye telkin vererek kendimi bu karakterden ve diziden ayrılmaya zorlamam gerekiyor.

IU: Dizi bittikten sonraki iki hafta boyunca çok mutsuzdum, hatta o kadar mutsuzdum ki dizinin müziklerini bile dinleyemiyordum. Fakat arayı biraz açmayı başardım ve artık diziyi izleyebiliyorum. Yakın zamanda Japonya’ya tek başıma tatile gittim ve kendime şu şekilde cesaret verdim: “Müziğim konusunda da elimden geleni yapmalıyım.” Bundan sonra biraz daha kolaylaştı diziye olan bağlılığımı azaltmam.

Çeviri :  honggyuls
Kaynak (1)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder